Mehmet Nuri Yılmaz'ın Bir Açıklaması
Burada, bizce Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük din adamlarından biri olan Sayın Mehmet Nuri Yılmaz'ın çok önemli bir açıklamasını sunuyoruz.
TAKDIM
KUR'AN-I KERIM VE MEÂL
A. Kur'an-i Kerim
Kur'an-i Kerim, Allah'in kelamidir. Insanligi dünya ve ahiret mutluluguna ulastirmak için son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'e Arapça olarak Cebrail araciligiyla vahyedilmistir. Hz. Peygamberden itibaren nesilden nesile tevatür yoluyla nakledilegelmistir. Okunmasiyla da ibadet edilen bu ilahi kelam essizdir. Onun bir benzeri ortaya konulamamistir, konulamaz.
Kur'an-i Kerim evrenseldir. Ilahi kitaplarin sonuncusudur. Kiyamete kadar insanliga yol gösterecek yegâne ilahi kitaptir. Allah, Kur'an-i Kerim'i bizzat kendi korumasina almistir. Onunla, daha önce indirdigi ilahi kitaplarin geçerliligine son vermistir. Zaten Kur'an'dan önce indirilen ilahi kitaplar insanlar tarafindan tahrif edilmis bulunuyordu. Nitekim, önceki ilahi kitaplarin tahrif edildigi bizzat Kur'an tarafindan ifade edilmektedir. (Nisâ sûresi, âyet, 46; Mâide sûresi, âyet,13,14; Bakara sûresi, âyet, 85)
Kur'an-i Kerim, kendinden önceki diger ilahi kitaplarda da yer alan, Allah'a, peygamberlerine, kitaplarina, meleklerine, ahiret gününe, her seyin Allah'in takdir ve yaratmasiyla olduguna iman; canin, malin, neslin, aklin ve dinin korunmasi gibi, dinin temel esaslarini yeniden ortaya koymus, onlardaki gerçekleri tasdik etmis, tahrif edilen hususlari da düzeltmistir.
Esas itibariyle, peygamberler tarafindan insanlara teblig edilmis olan dinin temel prensiplerinde degisiklik yoktur. Fakat zaman ve mekanin, sosyal sartlarin degismesine paralel olarak ibadet sekillerinde ve bazi hükümlerde birtakim degisiklikler olmustur. Allah, bir peygamberin getirdigi dinde olmayan bazi hükümleri, daha sonraki bir peygamberin dininde ortaya koymustur. Önceki peygamberlerin getirdigi bazi hükümleri sonradan gönderdigi peygamberlerle ortadan kaldirmistir.
Kur'an-i Kerim'in içerdigi temel hüküm ve prensipler kiyamete kadar geçerlidir. Bunlar, zaman, mekan ve diger sartlara bagli olmaksizin süreklilik arz ederler. Her çag ve toplumdaki müslümanlar için yönlendirici ve baglayici niteliktedirler.
1.Kur'an-i Kerim'in Nüzülü, Yazilisi, Ezberlenisi ve Mushaf Haline Getirilisi
Kur'an-i Kerim, vahiy yoluyla son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'e yaklasik 23 sene zarfinda nazil olmustur. Hiçbir semavî kitaba nasib olmayan muazzam bir itina ve koruma ile tesbit edilmistir. Bunun için Hz. Peygamber, birçok vahiy katibi edinmis, âyetler nazil oldukça, vahiy katiplerine; hangi âyet, Kur'an-i Kerim'in içinde hangi sûrenin neresine yerlestirilecekse, o sekilde talimat vererek yazdirmistir.
Her âyet nazil oldukça vahiy katipleri onu bizzat Hz. Peygamber'den alarak yazmislar, sahabilerden birçogu da inen âyetleri hemen ezberlemislerdir.
Daha sonra gelen her nesilde binlerce müslüman Kur'an'i ezberlemeyi gelenek haline getirmisler ve bunu titizlikle sürdüregelmislerdir.
Nazil olan âyetler, o günün yazi malzemeleriyle yaziliyor ve bunlar özenle muhafaza ediliyordu.
Hz. Peygamber'in sagliginda bu sekilde tespit edilen Kur'an-i Kerim, Hz. Ebu Bekir zamaninda, vahiy katiplerinden ve en iyi hafizlardan olusturulan bir kurul tarafindan hem hafizalardan hem de yazili metinlerden kontrol edilerek titiz bir sekilde iki kapak arasina alinmak suretiyle mushaf haline getirilmistir.
Hz. Osman döneminde ise, Hz. Ebubekir zamaninda iki kapak arasina alinan mushaf çogaltilarak o dönemin büyük Islam merkezlerine gönderilmis, bir tanesi de Halifenin nezdinde kalmistir.
2.Sûreler ve Âyetler
Kur'an-i Kerim, 114 sûreden olusmaktadir. Bunlarin ilki "Fâtiha", sonuncusu "Nâs" sûreleridir.
"Sûre", kelime anlami itibariyle yüksek makam, mevki, san, seref, alamet, bir seyi digerinden ayiran engel gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak ise sûre, Kur'an'in, en az üç âyet içeren ve özel bir adi bulunan, kisimlarindan yani âyet gruplarindan her biridir.
Âyet kelimesi sözlükte alamet, nisan, ibret, mucize, açik delil gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise, sûrelerin içinde yer alan, bas tarafi ve son tarafi belirlenmis harf, kelime, cümle veya cümleler grubuna denir. Âyetlerin çogu bir veya birkaç cümleden olusurlar. Ancak kendi basina bir cümle olusturmayan âyetler de vardir.
3.Kur'an-i Kerim'in Mûcizeligi
Kur'an-i Kerim, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'in en büyük mucizesidir. O siir olmadigi gibi nesir de degildir. Kendine özgü üslûbu olan ilahi bir nazimdir. Ilk hitap ettigi toplumun dilini, herkesin bildigi anladigi kelimelerle öylesine güzel ve tatli bir sekilde kullanmistir ki, Islam'in en azili düsmanlari bile onu dinlemekten kendilerini alamamislardir.
Kur'an-i Kerim, nazil olurken Arap edebiyati zirve dönemini yasiyordu. Kur'an-i Kerim, o günün sairlerine ve ediplerine çagrida bulunarak söyle meydan okudu:
"Eger kulumuza (Muhammed'e) indirdigimiz (Kur'an) hakkinda bir süphe içindeyseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eger dogru söyleyenler iseniz; Allah'tan baska sahitlerinizi de çagirin (ve bunu ispat edin)" (Bakara sûresi, âyet, 23)
Kur'an-i Kerim'in bu meydan okuyusu karsisinda en büyük Arap sairleri ve edipleri aciz kalmislardir. Çünkü o Allah kelamidir, essizdir. Onun icazina ve belagatina insan gücünün yetismesi mümkün degildir. Kur'an'in bu meydan okuyusu, kiyamete kadar sürecektir.
Kur'an-i Kerim'in essizligini ortaya koyan bildigimiz, bilmedigimiz pek çok özelligi bulunmaktadir. Nazil olurken, gelecekte vuku bulacagini açikladigi bazi olaylarin, haber verdigi sekilde gerçeklesmesinin tarihen sabit olmasi; insanligin, hakkinda hiç bilgi sahibi olmadigi bazi hususlarda bilgiler vermesi; insanin yaratilisi ve birtakim kainat olaylarinin meydana gelisi gibi bazi ilmi gerçeklere iliskin isaret ve ifadelerinin ilmen dogrulanmasi, onun Allah'in sözü oldugunu ve essizligini ortaya koymaktadir.
B.Tercüme ve Meâl
Kur'an-i Kerim'in çagrisi tüm insanlara yöneliktir. Insana, maddi, manevi, bireysel ve toplumsal her alanda rehberlik eder. Getirdigi birey ve toplum modelinin gerçeklesmesi için prensiplerinin hayata geçirilmesini, bunun için de okunup anlasilmasini israrla ister. Kur'an'i okumaya tesvikin temel amaci, insanlarin, ilahi kelam ile iliskisini sürekli ve bilinçli hale getirmektir. Namazda Kur'an'dan belli miktari okumanin farz olmasi da bu amaca yöneliktir.
Kur'an'in "dogru yola iletme" hedefinin gerçeklesmesi için onun, dili Arapça olmayan toplumlarca da anlasilmasini saglamak gerekmektedir. Bunun en pratik yolu da, ya Kur'an'in içerigini belli konu basliklari altinda anlatan sistematik kitaplar yazmak, ya da Kur'an'i öteki dillere tercüme ve tefsir etmektir. Öteden beri agirlikli olarak basvurulan yol, birinci yol, yani kitap hazirlama yöntemi olmustur. Zira bu yol, Kur'an'in getirdigi nizam hakkinda pratik bir yoldur ve her düzeyden insanin gerekli bilgilere kolayca ulasmasini saglayacak niteliktedir. Bununla birlikte okuyucunun Kur'an'in içerigi ile birebir bulusmasi açisindan tercüme çok önemlidir. Nitekim ilki, hicrî IV. asirda Farsçaya olmak üzere, Kur'an'in çesitli dillere yapilmis birçok tercümesi bulunmaktadir.
1-Tercüme
Tercüme, bir sözün anlamini baska bir dilde dengi bir sözle aynen ifade etmektir. Oysa bir dilden bir baska dile çeviri yapilirken ifade ve metinlerin manalarini ve inceliklerini tam olarak aktarmak mümkün olmamaktadir. Çünkü gerek dillerin kapasite, yapi ve edebi sanatlar yönünden birbirine denk olmayisi, gerek mütercimin kapasitesinin yetersizligi, tam bir tercümenin ortaya konmasini son derece zorlastirmaktadir. Bu zorluk, çevrilecek metnin niteligi ve edebi üslubunun üstünlügü oraninda daha da büyür. Bu sebeple, tercüme edilen metnin lafizlarindan veya manalarindan ya da her ikisinden bazi fedakarliklarda bulunmak kaçinilmaz olur. Zira mütercim ile tercüme dilinin eksikliginden kaynaklanan engellerin bulunmayacagi durumlar olsa bile, dillerin ve dilleri konusan kimselerin kendilerine has anlatim ve üsluplari, duygu ve heyecanlari vardir ki bunlarin baska dillerde kelime ve ifadelerle anlatilmasi mümkün degildir.
Bu açidan bakinca Kur'an-i Kerim gibi mucize bir kelamin bir baska dile esdeger bir ifadeyle çevirilmesi imkansizdir. Dolayisiyla bir Kur'an-i Kerim tercümesi, ne kadar mükemmel olursa olsun, yine de yetersiz kalir.
2-Meâl
Meâl, bir seyin özü, hulâsasi, varacagi sonuç demektir. Kur'an-i Kerim'in hiçbir dile tam bir çevirisi yapilamayacagi için, onun çevirilerine meâl denmektedir. Yani meâl, Kur'an nazminin eksiksiz bir aktarilisi degil, sonuç itibariyle mütercimin, Kur'an nazmindan anladigi seydir. Dolayisiyla hiçbir meâl ne kadar mükemmel olursa olsun, Kur'an hükmünde degildir. Bunun içindir ki meâller, Kur'an'in insanlar üzerinde biraktigi inanilmaz etkiyi hiçbir zaman gösterememektedirler.
Ilk hitap ettigi toplumun konustugu dilin kelimelerinden seçilerek hiçbir beserin güç yetiremeyecegi bir ahenkle dizilip en güzel nagmelerle dokunan Kur'an nazminin, o insanlara hitab ederken kurdugu zihinsel ve duygusal iletisimi, meâller asla kuramamaktadir. Böyle bir iletisimin kurulmasi söyle dursun, meâllerle normalde âyetlerin metin olarak muhtevasini düzgün bir sekilde aktarmak bile mümkün degildir. Çünkü bazen bir âyete, hepsi de dogru olmak üzere birçok meâl verilebilmektedir. Ayni sekilde Kur'an nazminda çesitli manalara gelebilen ortak anlamli pek çok kelime vardir.
Bu anlamlarin hepsi meâle alindigi takdirde meâl, tefsire dönüsmektedir. Alinmadiginda ise meâl, âyetlerin ve âyetlerde geçen bazi kelime ve kavramlarin anlamlarini daraltmis olmaktadir. Bunun yaninda meâllerde Kur'an-i Kerim'in mucizeligi, edebi güzelligi, ses ve üslûp özellikleri ve belagati yansitilamamaktadir. Bu yüzden ruhlari costuran, akli ve düsünceyi fetheden, kalpleri tesiri altina alan Kur'an'in etkileyici ve canli üslubu, meâllerde yerini kuru bir metne birakmaktadir.
Iste bu sebeple, Kur'an'in mesajinin insanlarin zihinlerine ve kalplerine etkili bir sekilde ulastirilabilmesi ancak saglam ve güvenilir tefsirlerle mümkün olabilir. Çünkü âyetlerin içerdigi bütün anlamlar meâllere sigmaz. Bu yüzden Kur'an'i dogru ve daha iyi bir sekilde anlamak isteyenlerin, ya bizzat kendilerinin Arapçayi iyi bilip tefsir metedolojisine vakif olmalari, ya da güvenilir tefsirlerden yararlanmalari gerekir.
Kur'an-i Kerim, süphesiz apaçik ve anlasilir bir kitaptir. Onun âyetlerinden pinardan suyun fiskirdigi gibi birçok manalar fiskirir. Mütercim ondan bir mana anlar ve onu aktarir; fakat onun anladigi manadan baska manalar da âyetlerde kendini göstermeye devam eder. Demek ki meâller Kur'an âyetlerinden bir veya iki mana aktarsa da, âyetlerden anlasilabilecek daha pek çok manalar kalabilmektedir. Bu yüzden okuyucu, Kur'an'i meâllerle ölçmeye kalkmamalidir. Kur'an bu meâllerden ibaret degildir. Meâller itinali ve dogru yapilabildigi takdirde yalnizca Kur'an'dan anlasilan manalardan birer demettir. Âyetlerin içerdigi itikâdî, ilmî, hukûkî, sosyal, ahlakî, tarihî ve benzeri daha nice hikmet dolu hükümlerin dogru bir sekilde anlasilabilmesi ise, mutlaka güvenilir tefsirlere ihtiyaç hissettirmektedir.
Bir meâl ne kadar mükemmel olursa olsun Kur'an degildir. Iste bu sebeple tefsirlere müfessirlerin yorumlarinin karistigi, bundan dolayi tefsirleri bir kenara birakarak Kur'an-i Kerim'i dogrudan meâllerinden anlamak gerektigi yolundaki iddialar gerçegi yansitmamaktadir. Çünkü meâller Kur'an'dan mütercimin anlayabildigi kadar bazi seyleri aktarabilirse de Kur'an'in mesajini hakkiyla ortaya koyamaz.
Bu söylediklerimizden, Kur'an'in meâlinin yapilmamasi gerektigi sonucuna varilmamalidir. Bütün bunlar, meâllerin Kur'an-i Kerim'in yerine konamayacagini anlatmak içindir. Yoksa Kur'an-i Kerim'den yararlanmak noktasinda elbette meâllere ihtiyaç vardir.
Allah tarafindan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'e, ilk hitap ettigi toplumun dili Arapça ile nazil olan Kur'an-i Kerim'in mesajini ögrenmek, her müslümanin hakki ve vazifesidir. Arapça bilmeyenler için Kur'an'i Kerim eskiden beri birçok dile tercüme edilegelmistir.
Türkler de müslüman olduklari dönemden itibaren Kur'an'i anlamak için tercümeler yapmislardir. Ilk tercümeler kelime kelime (satir arasi) yapilan tercümelerdir. Ilk Türkçe tercüme de Uygur Türkçesiyledir. Meâl ve tefsir çalismalari Cumhuriyet döneminde hiz kazanmistir.
Yüce Rabbimizin bütün insanliga son kitabi ve ebedi hitabi olan Kur'an-i Kerim, sadece Araplar ve Arapça'yi bilenler için degil, bütün insanlari dalâletten korumak, onlara hakki ve hakikati ögretmek, hidayet ve gerçek seadet yolunu göstermek için indirilmistir. Bunun gerçeklesebilmesi için de, Kur'an-i Kerim'in bildirdigi ilahi gerçek ve ögütlerin bütün insanliga teblig edilmesi, herkes tarafindan ögrenilmesi, anlasilmasi, üzerinde düsünülmesi, kavranmasi ve kalblere yerlesmesi gerekir.
C.Kur'an Okumak
Müslümanlar bastan beri Kur'an-i Kerim'i geregi gibi okumak, anlamak ve hayata geçirmek için büyük çaba göstermislerdir. Bu çabalarin sonucunda, Kur'an'i okumaya yönelik olarak kiraat ilimleri, anlamaya yönelik olarak da tefsir ve tefsire iliskin ilimler ortaya çikmis ve gelismistir.
Bu verimli çalismalar, asirlar boyu süregelen Kur'an ilimlerine ve tefsire iliskin daha sonraki çalismalara isik tutmus ve temel teskil etmistir. Bundan sonra da ayni fonksiyonu sürdürecektir. Bu temele dayali olarak gün geçtikçe Kur'an-i Kerim yeni yeni isaretler ve mesajlar vermeye ve daha nice hakikatleri yansitmaya devam edecektir.
Kur'an'i okurken su hususlara özellikle dikkat edilmelidir:
Kur'an-i Kerim'de tek basina anlasilabilecek pek çok âyet bulunmakla birlikte bazi âyetlerin, mutlaka Kur'an'in bütünlügü içinde ele alinmasi zorunludur. Birbirini açiklar mahiyetteki âyetler, birlikte göz önüne alinmadigi takdirde, yanlis ve eksik anlamalar söz konusu olabilir. Bu yüzden birbiriyle baglantili âyetler, mutlaka birlikte degerlendirilmelidir.
Ikinci olarak, Hz.Peygamber'in Kur'an'i anlayis ve hayata geçirisine bakmak gerekir. Herhangi bir âyet hakkinda ondan sahih bir açiklama gelmisse; âyet-i kerime, öncelikle bu dogrultuda anlasilmalidir. Âyetler, Resûlüllah'in anlayis ve açiklamalarina aykiri düsecek bir sekilde yorumlanamaz. Kur'an-Sünnet bütünlügü açisindan bu, son derece önemlidir. Zaten bazi âyetlerin dogru anlasilabilmesi, ancak Hz.Peygamber'in tefsir ve uygulamasiyla mümkün olabilmektedir.
Kur'an-i Kerim'i dogru ve güzel bir sekilde anlayip yorumlayabilmek için, Islam'in ilk üç kusaginin anlayis ve açiklamalarini da dikkate almak gerekir. Çünkü ilk kusak (Sahabe), Kur'an'in nazil olusuna ve Hz.Peygamber'in onu anlayis ve hayata geçirisine tanik olan nesildir. Ikinci kusak (Tabiin) ise, bu ilk kusakla iç içe yasayan ve Resûlüllah'in Kur'an'i nasil anlayip tefsir ettigini ve nasil hayata geçirdigini onlardan aktaran nesildir. Üçüncü kusak olan "Tebeü't-Tabiin" ise ikinci kusagin ögrencileridir.
Bu üç kusak, âyetlerin nüzul sebeplerini bildiklerinden, âyetlerin öncelikli baglamlarini da çok iyi tanimaktadirlar. Âyetlerin dogru anlasilmasinda indirilis sebeplerinin göz önünde bulundurulmasi ise, son derece önemlidir.
Bunlara ilaveten, Arapça'yi çok iyi bilen, güvenilir dil bilginlerinin açiklamalarina bakilir. Kur'an-i Kerim'in anlasilmasinda izlenen ve bütün ilim adamlarinca kabul edilen temel yöntem, budur. Kur'an'in dogru ve güzel bir sekilde anlasilabilmesi için bu usulün izlenmesi gerekir. Yoksa birtakim yanlis ve eksik anlamalardan kurtulmak mümkün olmaz. Iste bunun için meâllerin yaninda güvenilir tefsirlere ihtiyaç vardir.
Bilindigi gibi Islam'in ana kaynagi Kur'an'dir. Bu ana kaynak, Hz.Peygamber'in Sünnetinin de dinin kaynagi oldugunu ortaya koymaktadir. Ancak burada önemli olan, Sünnetin bize sahih olarak ulasmis olmasidir. Bu itibarla Hz.Peygamber'in Sünneti, Kur'an'dan sonra Islam dininin ikinci kaynagidir. Bundan sonra ümmetin icmai ve ilim adamlarinin ictihatlari gelir. Dolayisiyla herhangi bir konuda "Islam'da su söyledir" diye hüküm verebilmek için belli düzeyde bir ilmi birikime sahip olmak ve dini hükümler konusunda izlenen usulü bilmek gerekir. Bu sebeple böyle bir ilmi birikime sahip olmayanlar, yalnizca Kur'an-i Kerim meâllerine bakarak dini hükümler çikarmaya kalkmamalidirlar.
Kur'an-i Kerim okumak, Kur'an tilaveti olarak da ifade edilir. Kur'an tilavetinin kendine has usul ve adabi vardir. Kur'an-i Kerim, husû içinde tane tane, kelimelerin ve harflerin hakkini vererek; düsünüp mesajini kavramaya çalisarak ve tecvid kurallarina uygun olarak okunur. Kur'an-i Kerim'in bu sekilde okunmasi bizzat Kur'an-i Kerim'in talimatidir. Bu prensip çerçevesinde müslümanlar Kur'an-i Kerim'in kiraatini Hz. Peygamberden nasil isittilerse öylece okuyagelmisler ve bu okuyus tarzini bir emanet olarak kusaktan kusaga titizlikle nakletmislerdir.
Kur'an-i Kerim okurken son derece ihlâsli olmali, onun Allah kelami oldugunun bilinci içinde bulunarak bütün varligiyla ona yogunlasip zihnini baska düsüncelerden arindirmalidir. Kur'an'in dogrudan kendine hitap ettigini düsünerek okudugu âyetlerden etkilenmelidir.
Namazda Kur'an'in orijinal nazminin disinda tercümesi veya meâli okunmaz. Zira yukarida da belirtildigi gibi Kur'an'in hiçbir meâli Kur'an degildir. Çünkü indirildigi lafizlarin disinda, Arapça bile olsa, baska sözlerle ifade edilen mana, Allah'in kelami degil, mütercimin ondan anladigidir. Oysa Kur'an'in mucizeligi yalnizca anlamda degildir. Bu özellik, Kur'an'in lafizlarinda da vardir. Bu sebeple Kur'an-i Kerim namazda ancak aslî sekliyle ve orijinal lafizlariyla okunur. Degisik diller konusan bütün müslümanlarin günlük ibadetleri olan namazda ortak bir özellik olarak Kur'an'i orijinal sekliyle okumalari, evrensel bir din olan Islam dininin müminler arasinda vücuda getirdigi ibadet birliginin bir tezahürü olarak kendini gösterir.
Bununla beraber bir müslümanin en azindan namazda okudugu âyet ve sûrelerin anlamlarini ögrenmeye ve bunlari anlayarak ve duyarak okumaya çalismasi bizzat Kur'an'in istedigi bir husustur.
Kur'an meâlleri dogrudan dogruya Kur'an olmamakla beraber, Kur'an'dan yansimalar niteliginde olduklarindan, onlari insan sözü olan diger metinlerle bir görmemek gerekir. Bu sebeple, Kur'an'in çeviri ve meâllerine de gerekli saygi gösterilmelidir. Çünkü Kur'an'in aslini okumak nasil bir ibadet ve taat ise meâlini okumak da sevap kazandirici bir istir.
Elinizdeki Meâl
Elinizdeki Meâl Kur'an-i Kerim'i okumak, anlamaya çalismak ve onun isigindan yararlanmak, samimi her Müslüman'in en büyük arzusudur. Ayrica, Kur'an'in davet ve mesajinin, tüm insanliga dogru bir sekilde ulastirilmasi, bu ise ehil olan müslümanlarin görevidir.
Diger taraftan, Kur'an-i Kerim'in, hiç olmazsa belli bir seviyede anlasilabilmesi için, ülkemizde, özellikle yirminci yüzyilin ikinci yarisindan itibaren meâllere karsi ilgi ve talep yogunlasmistir. Bu ilgi ve talep, piyasaya bir çok meâlin çikmasina sebep olmustur. Bunlarin içinde, gerekli özen gösterilerek hazirlananlarin oraninin düsük oldugunu söylemek yanlis olmaz. Belki de bu sebepten, hakli olarak halkimiz, yukarida sözünü ettigimiz talebi, Diyanet Isleri Baskanliginin karsilamasini arzu etmektedir.
1930'lu yillarda Elmalili Muhammed Hamdi YAZIR'in Hak Dini Kur'an Dili adli degerli eserini nesrederek çok önemli bir hizmeti yerine getirmis olan Diyanet Isleri Baskanligi, daha sonra ilk baskisi 1961 yilinda yapilan "Kur'an-i Kerim ve Türkçe Anlami (Meâl)" adli Kur'an meâlini nesretmistir. Bir çok baskisi yapilan bu meâl, 1990'lara kadar Baskanligin meâli olarak hizmet görmüstür. Baskanlikça bu meâlin basimini sürdürme imkani kalmayinca; Diyanet Isleri Baskanligi, halktan gelen yogun talebi de göz önüne alarak, yeni bir meâl hazirlamaya karar vermistir. Iste, Din Isleri Yüksek Kurulunca hazirlanan elinizdeki meâl, Baskanligin yerine getirmesi gereken bu önemli görevi ifa etmek ve halkin bu konudaki yogun talebine cevap verebilmek ümidi ve düsüncesiyle meydana getirilmistir. Sunu özellikle belirtmek gerekir ki, Baskanlik, bu görevi yerine getirmeye çalisirken, daha önce defalarca belirtildigi üzere, Kur'an-i Kerim'in hiçbir dile hakkiyla çevirisinin mümkün olmayacaginin bilincindedir.
Elinizdeki meâlde mümkün mertebe sade bir dil kullanilmaya çalisilmistir. Bazi âyetlerin meâlleri verilirken, âyetlerin daha iyi anlasilabilmesi için, dipnotlarda, ilgili baska âyetlere atiflar yapilmistir.
Kur'an'da birden fazla yerde geçen belli fiil, terim ve isimlerin meâllerinde birligi saglayabilmek için, zaruret olmadikça, ayni karsiliklarin kullanilmasina özen gösterilmistir.
Bazi âyetlere dipnotlarda kisa açiklamalar getirilmistir.Bilindigi gibi pek çok yerde Kur'an-i Kerim'in kisa ve özlü bir anlatim tarzi vardir. Bu anlatim tarzinda, sözün uzamamasi için, bazi hususlar, söylenmeden geçilir. Arapça'ya vakif olanlar, sözün akisindan, söylenmeyenleri de kavramakta güçlük çekmezler. Âyetlerin meâli verilirken, bu hususlar, ihtiyaca göre parantez içi açiklamalarla verilmeye çalisilmis, ancak parantezlerin, cümlelerin akiciligini engellemeyecek sekilde olmasina gayret gösterilmistir.
Diyanet Isleri Baskanliginin, Islam dininin birinci kaynagi Kur'an-i Kerim'in dogru anlasilabilmesi ve anlatilabilmesi yolundaki çabalari sürmektedir ve sürecektir. Meâl konusundaki çalismalari da elinizdeki bu meâlle noktalanmis degildir. Bu meâlin daha iyi hale gelebilmesi için çalismalar sürdürülürken, ehliyetli ilim adamlarinin elestiri ve tavsiyelerinin hiç süphesiz çok büyük katkilari olacaktir.
Meâli hazirlayan Din Isleri Yüksek Kurulu üyelerimize, redakte eden ve yayina hazirlanmasinda emegi geçen tüm personelimize tesekkür eder, meâlin Kur'an-i Kerim'in dogru anlasilmasinda katki saglamasini dilerim. Bizi Sirat-i Müstakimden ayirmamasini ve bizleri iyi isler yapmaya muvaffak kilmasini, eksikliklerimizi bagislamasini Cenab-i Hak'tan niyaz ederim.
Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet Isleri Baskani
|