Tebük, Medine’nin 900 km kuzeybatısında bir yer adıdır. Hicretin 9. yılında Hz. Peygamber A.S. Bizanslıların Müslümanlara karşı büyük bir ordu ile harekete geçtiği şeklinde bir haber aldı. Hemen seferberlik ilan etti. Mevsim yazdı ve sıcakların çok şiddetli olduğu bir zamandı. Ayrıca hurmaların hasat mevsimiydi. Bu şartlar altında bu savaşa katılmak büyük fedakarlık gerektiriyordu. Ayrıca düşman çok kuvvetli ve alınan haberlere göre sayı ve mühimmat bakımından çok fazlaydı. Yol da uzaktı. O zaman göz önüne alındığında bu mesafe çok büyüktür. Bu sefere katılan orduya “zorluk ordusu” ismi verilmişti. Bu sefer, gerçek müminleri münafıklardan ayıracak bir imtihandı. Nitekim bazı kişiler sudan bahanelerle bu savaşa katılmak istemediler ve mazeret beyan ettiler. Bu durum Tevbe Suresinde uzun uzun anlatılmıştır.
Tevbe Suresi
“49- İçlerinden "Aman bana izin ver, başımı derde sokma" diyen de var. Dikkat et, başlarını asıl kendileri derde soktular. Hiç şüphesiz cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.
…
81- Savaştan geri kalan münafıklar, Resulullah'ın hilafına, onun savaşa gitmesine karşılık, oturup kalmalarıyla ferahladılar ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar, üstelik "Bu sıcakta savaşa gitmeyin." dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke anlayabilselerdi.
82- Kazandıkları günahın cezası olarak, artık az gülsünler, çok ağlasınlar.
83- Eğer Allah, seni onlardan bir kısmının yanına döndürür de onlar başka bir cihada seninle birlikte çıkmak için senden izin isterlerse, de ki; "Artık siz hiçbir zaman benimle çıkamayacaksınız. Daha önce oturup kalmaktan hoşlanıyordunuz. Bundan böyle artık geride kalanlarla beraber oturup kalın."
…
87- Onlar, oturanlarla beraber oturmaktan hoşlandılar. Kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar.
88- Fakat Peygamber ve onunla beraber olan müminler mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır. Murada erenler de işte onlardır.
…
90- Bedevilerden özür bahane edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler de oturdular kaldılar. Bunlardan kâfir olanlara acıklı bir azap isabet edecektir.
91- Allah ve Resulü adına nasihat ettikleri takdirde ne zayıflara, ne hastalara, ne de verecek birşey bulamayan yoksullara savaştan kalmaktan dolayı bir günah yoktur. İyilik edenleri ayıplamaya bir yol yoktur. Allah gafurdur, rahîmdir.
92- Kendilerini bindirip savaşa gönderesin diye gönüllü olarak sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek birşey bulamıyorum." dediğin zaman, bu uğurda harcayacakları birşey bulamadıklarından dolayı üzülüp gözlerinden yaş döke döke geri dönüp gidenlere de bir günah yoktur.
93- Kınamaya yol, ancak zengin oldukları halde geri kalmak için senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla beraber olmayı tercih ettiler. Allah da kalblerini mühürledi. Onlar, artık başlarına geleceği bilmezler.
94- Savaştan dönüp yanlarına geldiğinizde size özür beyan edecekler. De ki: "Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Allah bize, sizin durumunuzdan haberler verdi". Bundan sonra da Allah ve Resulü yaptıklarınızı görecektir. Daha sonra da gizliyi ve âşikârı bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O vakit O, size neler yapmış olduğunuzu tek tek haber verecektir.
95- Dönüp de yanlarına geldiğinizde kendilerinden yüz çeviresiniz (hesaba çekmekten vazgeçesiniz) diye Allah'a yemin edecekler. Siz de onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar gerçekten murdar kimselerdir. Yaptıklarının cezası olarak nihayet varacakları yer cehennemdir.”
Yukarıdaki ayetler, imkansızlıklar sebebiyle savaşa katılamayanları mazur görmekte, imkanı olup da savaşa katılmayanları ciddi biçimde eleştirmektedir. Bu olay hakkında Kuran-ı Kerim’in israrla durmasının hikmetleri vardır. Böyle durumlar müminin halisini sahtesinden ayırır. Ayrıca müminlerin dar zamanlarda kaçanları çok iyi tanımaları gerektiği ifade edilmektedir. Böyle fırsatçı kişilere karşı her zaman dikkatli olunmalıdır.
Eğer sefer kolay olsaydı, bunlar katılmakta yarış ederlerdi.
“Eğer o sefer, yakın bir ganimet ve kolay bir sefer olsaydı mutlaka peşine düşer gelirlerdi. Fakat o meşakkatli yolculuk kendilerine uzun bir sefer geldi. Bununla beraber, "Bizim de gücümüz yetseydi, sizinle beraber elbette sefere çıkardık." diyerek Allah'a yemin edecekler, nefislerini helake sürükleyecekler. Allah biliyor ki, onlar iyice yalancıdırlar.” Tevbe Suresi 42
Tebük Seferi ile ilgili yukarıdaki ayetler nazil olunca, bahane öne sürerek savaşa katılmak istemeyen bir kısım Müslümanlar seferin zorluğu dolayısıyla katılmak istemediklerini belirterek yalan söylediklerini itiraf ettiler ve pişmanlıklarını belirttiler. Kendilerini Mescidin direklerine bağlayıp, Rasulullah bizi çözmedikçe böyle kalacağız dediler. Rasulullah A.S. Allah’ın emrini bekledi. Bunun üzerine şu ayetler nazil oldu.
“Tevbe Suresi
102- Onlardan bir kısmı günahlarını itiraf ettiler. Ve iyi bir amelle kötü bir ameli karıştırdılar. Ola ki, Allah tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.
103- Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.”
Böylece rivayete göre Rasulullah onları çözdü ve mallarının üçte birini kefaret olarak aldı.
Bir de bu savaşa katılmayan üç kişi vardı ki bunlar Ka’b b. Malik, Hilal b. Umeyye, Murare b. Rebî idi. Bunlar savaştan geri kaldıklarından Rasulullah ve müminler onlarla konuşmuyordu. Çok büyük pişmanlık ve vicdan azabı çekiyorlardı. Tövbe ettiler. Allah’da onların tevbesini kabul etti ve şu ayet nazil oldu.
“Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.” Tevbe Suresi 118
Bu olayların anlatıldığı Sureye Tevbe Suresi isminin verilmesi, Tebük Seferine katılamayan müminlerin çok içten tevbelerinin bu Suredeki ayetlerle kabul edilmiş olmasına bağlanabilir.
Tebük Seferinde Bizanslılar saldırmaktan vazgeçmişler ve savaş olmamıştır.